Tuesday, December 12, 2017 20:42

Şam’a giderken Şemdinli’den olmak

Çarşamba, Ağustos 15, 2012, 10:28
Bu Yazı Salim TURGUT Kategorisinde ve 0 Yorum var.

Salim Turgut

Dış politika uzun vadeli stratejileri içerir. İç politikadaki gibi günü kurtaran politikalar, ani çıkışlar ve demagojilerle dış politika yürütülemez. Dış politikada görev alanlara diplomat denmesi ve sürdürdükleri ilişkilere de diplomasi denmesinin anlamı da buradan gelir. Diplomasi; ifade edilmek istenenin kılıfına uydurularak yansıtılmasıdır bir nevi.

Diplomatların amacı o ülkelerdeki politikaları analiz edip kendi ülkelerinin uzun vadeli dış politikalarının belirlenmesine katkı yapmaktır. Dış politikada duygusallığa yer yoktur. Atılacak olan her adım uzun vadede ki getirisi ve götürüsü ile dikkate alınır ve hayata geçirilir.

Türkiye dış politikası son günlerde iyice sarpa sarmış durumda. Dış ilişkiler tarihinde hiç bu kadar prestij kaybına uğratılmamıştı.

Komşularla sıfır sorun politikası ile işbaşı yapan AKP hükümeti gelinen aşamada komşularla sıfır dost aşamasına ulaşmış bulunmakta.

‘One Minute’ çıkışı ile Ortadoğu’da İsrail karşıtlarından prim yapan Tayyip Erdoğan’ın ‘Arap Baharı’ ve ‘Suriye İç Savaşı’nın ardından prestiji dip yapmış durumda.

Türkiye dış politikası komşuları ile ilişkilerde bırakın diplomatik dili kullanmayı, iç politikada kullandıkları dilden daha vahim bir dil kullanıyorlar artık. Mahalle kabadayılığının bir ifadesi olarak yağmasa da kükrüyor. Sanki Irak ya da Suriye Misaki-i Milli sınırları içerisindeymiş gibi saldırganca bir üslupla Irak yada Suriye’nin içişlerine karışarak açık açık müdahale edebiliyorlar. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Irak yönetimini hiçe sayarak Barzani ve Kerkük’teki Türkmenlerle görüşerek Irak’ın içişlerine müdahale ediyor ve Irak tarafından nota verilince bu ziyaret çok doğal bir olaymış gibi notaya karşılık verebiliyor. Yine Suriye’de muhalefeti destekleyip Adana ve Hatay’daki kamplarda eğitip silahlandıranlar kendileri değilmiş gibi Esed’in PKK’ye silah desteğinde bulunduğunu vurgulayarak Suriye’yi suçlayabiliyorlar.

ABD uzun süredir çizdiği yeni Ortadoğu haritasını yaşama geçirmek için çaba sarf etmektedir. Bu yüzden Büyük Ortadoğu Projesi adı ile bir proje ortaya atmış ve bunu yaşama geçirmesi içinde Tayyip Erdoğan’ı eş başkan olarak atamıştır. Büyük Ortadoğu Projesi’ni ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ demagojisi ile dünya kamuoyuna pazarlayan ABD ve onun işbirlikçileri Ortadoğu’nun petrol kaynaklarının ele geçirilip işletilmesinden hiç söz etmemektedirler.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin taşeronu olan Türkiye yeniden çizilecek olan Ortadoğu haritasından nemalanmak için yıllardır sürdürülen ‘yurt da sulh cihanda sulh’ politikasından vaz geçerek ‘yurtta savaş cihanda savaş politikasına evrilmiştir.

Ortadoğu’da haritalar yeniden çizilirken dostluklar ve düşmanlıklarda yeniden kurgulanmakta, İslam ülkeleri mezhepsel çatışmaya doğru sürüklenmektedir. Sünni – Şii çatışması olarak da adlandırılabilecek olan bu süreç de ittifaklarda ona göre şekillenmektedir. Şii kökenli İran – Irak ve Suriye hükümetlerine karşı Sünni Sudi Arabistan, Katar, Türkiye ve Barzani (Güney Kürdistan) ittifakı oluşmuş durumdadır. Bu ittifaklar bölgede mezhepsel çatışmalarında alt yapısını hazırlamaktadır.

Bölgenin yeniden yapılanmasında piyon görevi üstlenen Türkiye, yanlış hesap yapmanın sancılarını yaşamaya başlamış bulunmaktadır. Önce Irak savaşı, ardından Suriye’deki iç savaşın sonuçları Türkiye’nin emperyal hedeflerinin ne kadar boş hayal olduğunu ortaya sermiş durumda.

Türkiye hariciyesi bir taraftan Özgür Suriye Ordusu diye adlandırılan devşirme paramiliter çapulcuları eğitip silahlandırıp Suriye’nin içişlerine müdahale ederek Esed’in devrilmesi için çaba sarf ederken, diğer taraftan Batı Kürdistan’da Kürtlerin özerklik ilan etmesi ile şaşırıp kalmış durumda.

Suriye Ulusal Konsey’inin başına yıllardır yurt dışında bulunan Kürt kökenli birini getirterek Kürtleri çeperlerinde tutacaklarını zannedenler, Suriye Kürt Ulusal Konsey’inin özerkliğini ilan etmesi ile politik öngörüsüzlüklerini bir kez daha ortaya sermiş oldular.

Türk hariciyesi o kadar hamaset politikaları ile hareket etmiştir ki yakın bir süreçte en uzun sınır komşusu olacak olan ‘Batı Kürdistan’ın oluşumunu görememiştir. Hariciye Suriye’de iflas etmiştir. Özerklik ilanın ardından tüm şaşkınlıklarının ortaya serilmesi de bundandır. O kadar şaşkınlık içerisine girmişlerdir ki 2.Ordu’yu Suriye (Batı Kürdistan) sınırına yığmak zorunda kalmışlardır.

Türk Dış politikacıları Suriye deki Kürtlerin hak ve talepleri ve örgütlülüklerini göremediği için özerklik onları fazlasıyla şaşırmıştır. Gerçekten Türk hariciyesi görevlerini tam olarak yapmış olsalardı Suriye Kürtleri’nin uzun süredir demokratik özerkliğe hazırlandığını ve hatta 2012 Newroz’unda bunu yapmayı planladıklarını ama ertelediklerini görebilirlerdi.

Son bir aydır iç ve dış politika da tam bir bocalama yaşanmaktadır. Suriye karasularını ihlal ettikten sonra Akdeniz’in derin sularına gömülen uçak, Esed’in muhalefetin ele geçirdiği yerleri birbiri ardı sıra geri almaya başlaması, Suriye’nin kuzeyinde Kürtler tarafından özerklik ilan ediliş ve Şemdinli’ye PKK’nin baskını iç ve dış politikada ki bocalamanın nedenleri olarak sayılabilinir.

Düne değin dost oldukları Suriye ile bugün kanlı bıçaklı olan Türkiye, Batı Kürdistan’ın özerklik ilanının ardından PKK’nin Şemdinli’de kurtarılmış bölge mücadelesi yürütmesini de Esed’e bağlayarak aynı aymaz politikalarını sürdürmeye devam etmektedir. Sorunun kaynağını görmek istememenin sonucu olarak hedefi başka yöne sevk etmeye devam etmektedirler. Sorunun doğru teşhisi konursa çözümü de o ölçüde kolay olur. Sorunun özünde Türkiye topraklarında küçümsenmeyecek bir oranda Kürt nüfusun yaşıyor olmasıdır. Misaki-i Milli sınırları içerisinde yaşayan ve yaşamaya devam etmekte ısrarlı bulunan bu Kürtlerin hak ve taleplerini görmemezlikten gelerek olayı ‘dış güçlere’ bağlamak yıllardır bilinen basit ve basiretsiz politikaların devamından başka bir şey değildir.

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. PKK laik ve sosyalizan eğilimleri olan modern bir örgüttür. AKP bölgede ittifaklarının başında Barzani ve onun peşmergelerinin olmasına rağmen PKK’yi baş düşman görmesinin altında yatan olguda onun laik ve sosyalizan eğilimli oluşundandır. Aksi takdirde PKK İslami ve ilkel bir Kürt oluşumu olsa idi AKP bu kadar karşı olmayacak, hatta onu kullanarak bölgede söz sahibi olmak için aynı Barzani’de olduğu gibi ittifak arayışına girebilecekti.

İçerde kendi sorununu çözmeden komşularına ‘akıl’, çapulculara da ‘destek’ veren Türkiye PKK’nin Şemdinli operasyonu ile bir kez daha kendi Kürt Sorunu ile yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Yüzleşmek iyidir, ama doğru değerlendirildiği ölçüde. 90 yıllık söylemlerin devamcısı olunduğunda yüzleşmenin hiçbir anlamı olmayacaktır/olmamaktadır.

Türkiye Suriye konusunda kraldan çok kralcılık yaparak çapulcu ordusuna aleni destek verdi. Esed iktidarının hemen çökeceğini düşünerek taraf olduğunu gizleme gereği bile duymadı. Ama kazın ayağının hiçte öyle olmadığı görülmeye başlandı. Özellikle Şemdinli de yaşanalar Türkiye kamuoyundan gizlenmeye çalışıldı.

Tunus’taki ‘Arap Baharı’nın ‘sosyal medya’nın başarısı olarak sunanlar, Şemdinli ile ilgili sosyal medyada haber yapanları sorumsuzlukla suçlayıp, Arap yada Amerika Baharı’nın Kürt Baharı’na dönüşme ihtimalini dillendirenleri vatan haini ilan edebilmektedirler.

Suriye’nin yeni şekillenen haritasında ister kabul edilsin ister kabul edilmesin bir Kürt Özerk Bölgesi varlığını sürdürüyor artık. Suriye Kürt Ulusal Konseyi tarafından yönetilen bu özerk bölge Türkiye’nin sınır komşusu konumunda. Irak Kürdistan’ından sonra Suriye Kürdistan’ının kendi özerkliklerini ilan etmesi ister istemez gözlerin Türkiye Kürdistan’ına çevrilmesine neden oluyor. En fazla Kürt nüfusun yaşadığı ve bölgenin modern ve sosyalizan bir yapıya sahip bir örgütün inisiyatifinin olduğu Türkiye Kürdistan’ında da Şemdinli ile birlikte bir ‘Kürt Baharı’nın ipuçları verilmektedir.

Büyük Ortadoğu Projesinin piyonu olarak Suriye’yi dizayn etmek isterken yapılan yanlış hesapların tutmadığı çok açık. Kürt Sorunu bir kez daha tüm yakıcılığı ile kendini hissettiriyor. Kendi Kürt Sorunu’nu görmezden gelip başka ülkelerin içişlerine müdahil olan Türkiye, Şemdinli ile birlikte politik öngörüsüzlüğü ile ilgili bir kez daha yüzleşmek zorunda kaldı ve nerdeyse Şam’a giderken Şemdinli’den oluyordu.

Şemdinli ile birlikte PKK’nin yeni bir mücadele sürecine girdiği anlaşılıyor. 90’lı yıllarda Kürt illerinin birçok kırsalında yaratmış olduğu ‘Kurtarılmış Bölge’ esprisi yeniden gündemleşmiş bulunuyor. Bu süreç ne kadar devam eder, kim kazançlı çıkar şimdiden hiç belli olmaz. Ama girdiğimiz sürecin uzun süredir yaşanan süreçten farklı olduğunun saptamasını da yapmak gerekiyor. Güney ve Batı Kürdistan’da bir biri ardı sıra ilan edilen özerklikler, özerk demokratik konfederal bir yapıyı stratejik hedef olarak önüne koyan Türkiye Kürtlerinin mücadelesine ivme kazandıracağı da çok açık. Yakın bir süreçte Şemdinli ve Çukurca’daki yaşananlar başka bölgeler de de yaşanırsa hiç şaşmamak gerekiyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin komşularına yönelik mahalle kabadayılığı kendilerine pahalıya mal olacak gibi gözüküyor. Aylardır, Suriye’yi iç ve dış politikasının ana gündem maddesi yapanlar Şemdinli’nin ardından şaşkınlık ve suskunluk sürecini yaşamaktalar. İki üç haftadır ne Suriye ile ilgili ne de Şemdinli ile ilgili doğru düzgün bir açıklamanın yapılamayışı da bu çıkmaz sokaktan kaynaklanıyor olsa gerek.

12.08.2012 /İstanbul

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

Yorumunuzu Belirtin

Yorum göndermek için Giriş yapmalısınız.